Coğrafi sıkıntılarım var; anla beni!
Benim coğrafyamda çocuklar ölü doğar. Yaşayamadan ölürler.
Benim coğrafyamda çocuklar işsiz ve fakir doğar. Doğdukları gün üstlerine zillet damgası gibi fakirlik ve işsizlik vurulur.
Benim coğrafyamda eşkıya kol gezer. Eskiden sadece kuş uçmaz kervan geçmez diyarlarda gece baskın yaparlardı. Artık şehre indiler siyah, beyaz, gri lüks arabaların içinde bellerinde koca koca silahlarla, kirli sakalları ile cehennemi dünyaya getirirler.
Benim coğrafyamda çocuklar yabancı diyarların süslü hayalleri ile büyürler. Gözleri büyür Amerika'yı, Avrupa'yı televizyonda gördüklerinde... Bir tiranın elinden adetini bilmedikleri diyarlara göçmeyi düşlerler.
Hayalleri arasında yabancı ülkelere gidip Euro ve dolarla para kazanmak evini ve arabasını alabilmek vardır.
Benim televizyonlarım hilkat garibelerini ucubeler sirkini yayınlar her gece. İnsanlığın dibine vurmuş cahillerin güneşin ve ayın altında yaptıkları zulümleri anlatır durur. Benim insanıma kendinden kendi milletinden utanmayı öğretirler. Düşünme, yalnızca utan! Her gece aynı teranne aynı müganni... Çalıp durur aynı plak... Dinler aynı cemaat...
Benim coğrafyamda Mezopotamya güneşi adamı yakar. Kaçakçının yolu ise Halep'e çıkar. Çocuklar silah bomba çığlık sesleri ile uyanır. Kimi de uyanamayacakları bir uykuya dalar.
Benim coğrafyamın insanı unutmayı seçer. Yaşadıklarına bir anlam veremediği ve hiçbir dilde bir isim bulamadığı için unutmayı seçer. Çünkü bir şeye isim veremezsen o aslında hiç var olmamış gibidir. Benim coğrafyamda isimsiz büyür çocuklar, hayaller, acılar, mutluluklar...
Benim coğrafyamın insanı çobanı gördüğünde sessizce sürüye girer. Kesileceğini bile bile yarından umutlu, sürüsüyle Birlikte dolaşır memleketin ovalarında. Asla Sormaz. Sadece Ümit eder.
Para için ruhunu şeytana satan Arsız piçlerin burunlarına uzattıkları süngerli koca mikrofonlarına ya bir şikayet ya bir destek tegannisi okurlar. O sırada yanından geçen kişinin attığı laf yüzünden pata küte bir hengame, bir kavga başlar. Mikrofondaki kenef suratlı piç ve kameraman kazanacakları parayı düşünüp sırıtırken, benim insanım kamera karşısında birbirini boğazlar. Hem de uğruna kavga ettikleri herifler, saraylarda, yalılarda keyif çatarken... Hem de hayalini bile kuramayacakları uçaklarla dünyanın dört bir yanında Fink atarken... Yan mahalleye pasaportla geçen insanım onlar için birbirini boğazlar...
Benim coğrafyam, nepotizmin ana vatanı... Roma'dan Bizans'a Bizans'tan Osmanlıya, Osmanlı'dan cumhuriyete sürekli kesintisiz devam eden, benim akrabam gelsin de ben ona kadrolar açayım yüzünden nice işsiz bırakılmış liyakatli genç hayatlarının baharında bunalıma girer. Aile ve toplum baskısı devam ettikçe üç harfli musallat marketlere Kasiyer olur benim coğrafyamın bahtsızları... Hem de sırf erguvanlar içine doğdu diye emsalleri koca koca şirketlerin başına geçirilirken, ağızlarında boktan bir sigara... Market merdivenlerinde hayaller kurarlar.
Benim coğrafyamın insanına vize uygular tüm dünya. Hakkıyla başvurduğunda bin dereden su getirirler. "Paran var değil mi lan? Geri dönecek değil mi?" gibi sorularla canından bezdirirler. Mülteci muamelesi ile Avrupa kapılarına yatar benim coğrafyamın mağrur ama hep mağdur insanı. Onlar bunun için çırpınırken yanından yeşil pasaportlu bir dalyarak devlet araçları ile bilmem ne etkinliği bahanesiyle uçarak geçip gider.
Avrupa'ya gidebilmek için en pis işleri kabul eder benim coğrafyamın insanı. Tırcı olur 14 saat direksiyon sallar. Tuvalet temizler, hasta bakar. Gıda fabrikalarında çalışır. Sokak süpürür. Madene girer. Demiryolu işçisi olur. En ağır şartlarda çalışır. Alman'ın zul gördüğü işe Euro kazanırım umuduyla yapışır. Amaç memleketinde bir ev dikebilmek, emekli olduğunda emekli maaşı alabilmek ve bahçesinde insan gibi yaşayıp ölebilmektir.
Acayip acayip diller öğrenir. Ebabil kuşunun yuva yapmayacağı yere ev kurar içinde yaşamaya çalışırlar. Özgürlük uzak bir hayalin içinde Deniz kenarındaki dalgalar gibidir. Hiç gidemeseler de hep oradadır. Bir gün oraya ulaşacaklarını hayal ederek yaşarlar.
Lafı uzatıp seni sıkmak istemem, ülke içinde bir iç ülkede Yaşar benim ülkemin insanı. Seçilmişler ve hayatının içine edilmişler diye ikiye ayrılır sonra da bir daha toplanamazlar. İşte tam da bunlar yüzünden coğrafi sıkıntılarım var anla beni.